Kabak çiçeği

Kabak  çiçeği

10 Nisan 2013

Sınıfsız bir Dünyanın Ameleleri…

Içimizde nesli tükenmiş balıklar denizi,Kafam ölen arıların uğultusuyla dolu. Öncülerin bizi uyardığı kabus bu, dinle. Artık işçi sınıfı olmayacak. Orta sınıf olmayacak. Köylüler de çiftçiler de esnaf da kalmayacak. Sanat veya zanaat sahipleri olmayacak. Ne ustalar olacak ne de artık çıraklar. Öğrencilerin de öğretmenlerin de kalmadığı bir kabusa doğru ilerliyoruz. Yalnız mühendislerin kullandığı parçalar kadar değer ve ehliyeti olanların nefes alabildiği bir kabus. Kategorik düşman kalmadı bu dünyada. Sadece Batılılar yapmıyor bunu, Emmoğlu. Doğulular yapmıyor, Güneyliler yapmıyor. Dünyayı herkese yetecek şekilde yaratan Allah’ın işini yapmaya soyunmuş çağdaş Firavunların, Çağdaş Karunların önümüze çattığı oyuna katılmayı seçen hepimiz inşa ediyoruz bunu. Hergün yaptığımız seçimlerle bir dünya inşa ediyoruz kendimize, birer tuğla ekliyoruz kabusa. Bankalarda tuttuğumuz her kuruşla, gelinlerden alıp bankalara attığımız her çeyrekle, AVMlerde harcadığımız her bir lirayla, borç istemekten utandığımız her arkadaşla, hatırını sormadığımız her komşuyla, ameleler olacağımız bir dünyaya katkıda bulunuyoruz. Sorgulayan seslere her kulak tıkadığımızda Allah’ın bize verdiği yegane özelliğimizi kullanıyoruz: Seçme özgürlüğü ve sorumluluğumuzu. Ve onu Allah’ın söz verdiği selamete kapatmayı seçiyoruz. Memur olmaktan başka hiçbir şeye inanma kabiliyeti olmayan orta zekalılara attığımız her alkışla bir seçim yapıyoruz. Omurgasız gevezelere eklediğimiz rating rakamları ve attırdıkları her slogana ettiğimiz aminle bir seçim yapıyoruz. Adalet maslahata her kurban edildiğinde, her sessiz kalmayla bir seçim yapıyor ve bir adım atıyoruz kabusa doğru. Pasaportla Hacc’a, Umreye gitmeyi seçenler, İsrail İşgalcisinden vize alıp Mescid-i Aksa önünde resimler çektirenler bir seçim yapıyor. Ve pasaport’la Hacca gitmeyi reddeden son şairleri taşeronlara yaranmak adına gürültüye boğanlarımız bir seçim yapıyor. Hiçbir suçu olmayan insanlar hapislerde çürütüldüğü her bir gün her birimiz bir seçim yapıyoruz. Sadece işkenceye ortak olmayı değil, çocuklarımızın yaşayacağı dünyayı seçiyoruz. Halkının yetkilerini Allah’ın adıyla firavun düzenin taşeronluğuna döndürenlere kahve köşelerinde kafa sallamaktan başka bir şey yapamayan dünya aydınlarının her günü, kabusa karşı durmadığımız bir gündür. Payeler, ulufeler ve bir sonraki Nescafe bardağını garantiye almak uğruna, zalimlerle iş tutanların zafer dediğine zafer, düşman dediğine düşman, lütuf dediğine lütuf dendiği ve buna itiraz edilmediği her yerinde dünyanın, her an, kabusa rıza yolunda bir adım atılıyor. Katlanaduran vergiler ve bin katlı bankalar, seçme ve seçilme hakkına inandırılmış orta sınıfın hayat damarlarına çöreklenirken, çocuklarına mırıldanabildikleri tek öğreti ‘bu devirde babana bile güvenmeyeceksin’ oluyor. Günde 25 saat çalışıp çocuklarını besleyemeyen ama hakları olan işçiler, sistemin seruma bağladığı omurgasız, ufuksuz ve inançsız sendika yöneticilerinin işbirliği ile yeni toplu sözleşme kıyımlarından geçip, taşeron şirketlerin pazarladığı ucuz işgücü yani ameleler olmaktan başka bir kapı bulamıyor. Bulamayacak. Kamu kuruluşları da ve artık tüm dünyada kamuyu yöneten şirketler de bu ameleleri kullanıp kullanıp çöpe atacak. Son kıraathanenin ve turbo egzoslara flama olmak istemeyen son derginin yerini alan Starbucks’larda oturup twitter’da nihilist takılan amaçsız, kimliksiz, libidosu her dakika tavan yaptırılan ve kurgulanmış savaşların taraflarından biri için iki twitle devrimci damarını uyuşturmayı seçen ergen gençlerin umarsız bakışları arasında, kendini vinçlere bağlayıp direnmeye çalışan son işçi de geridönüşüm çöplüğüne kepçelenecek. Son İslamcı Kürt ile son Şii son savaşta birbirlerini öldürdüğünde, beyninden siyen sırnaşık twitter ergenleri de ameleliğe terfi edilecek. Kredi kartı ve maaş almaya razı olmayan son umutlarımızın, penthouse partilerinde planlanan ve son onur kırıntısının da kısa vadeli kara kurban edildiği savaşlarımızda nara atacak kabus. Biran evvel yegane rızk verici olmak isteyen gıda devlerinden arta kalan son küçük tarım alanları da bankaların ve inşaat şirketlerinin şehvetle sindirdiği tarımsız arsalara dönecek. Cumhuriyetlerinden başka kutsalı kalmayanların ne cumhuru kalacak ne hürriyeti. Vatan ve soydan başka değeri kalmamışların ne vatanı kalacak, ne sevgisi, ne de imanı. Genetik deneylerin kobaylarına dönmüş topraksız köylülerin son inekleri de hamburgere döndüğünde zafer naraları yükselecek kabusun. Sistemin dışında yaşamayı bilen son Kürt anne, son Şii dede, son Amerikalı Amish, son Hamas inatçısı, son uyumsuz yazar, son bakkal düşerken; sadece iki şey yükselmeye devam edecek: Hiçbir hakkı ve güvencesi olmayan amele güruhlarını pazarlayan taşeron firmaların sayısı ve Finans Kapital’in kar payı… Sattıklarımıza karşılık aldıklarımız, kaybettiklerimizi satın almaya yetmeyecek ve taşeronlar da dünyaya hükümdar olmayacak. Böyle giderse varılacak dünyada, sadece New York’un ‘Wall Street’inden, Londra’nın ‘The Square Mile’ından ve İsrail Örgütünün Tel-Aviv’inden yöneten mutlu ve global bir azınlık ve onların kulu milyarlarca ameleden başka bir şey olmayacak. Bu kabus sürecinin akil adamları yok; yılgın, müstenkif, suskun, susturulmuş. ‘Kelimeleri yerinden oynatan’ düzenbazların her gün yeniden ürettiği bir dilden başka dil konuşulmayacak. Anadil kalmayacak. Bin çatallı bir dille konuşmaya zorlanacak herkes. Tutarlıymış gibi yapmaya bile gerek duymayan, doğruyu da yalanı da çürüten, puç eden bir dilden başka dil kalmayacak. Alışkanlıkları, ilgileri ve beslenme haritaları dahil, hiçbir insan tekinin sistemin veri tabanlarına keydedilmemiş ve manipüle edilmeyecek bir tek mahrem yanı, bir tek gizli duası bir tek küçük günahı bile olmayacak. Bir kimlik numarasından ibaret olmayan, bankalara borçsuz kimse ve çipsiz kimlik kalmayacak. Kahrolası genelevler de bankaların yanına taşınacak, her ikisinin CEOları da taşeron firmalarla pazarlıklar yapacak. Memurlaşarak vadesini uzatan son insan hakları derneği de son direniş örgütünü teslim olmaya ikna ettikten sonra, istihbarat şirketlerinden birine katıldığını ilan edip tabela değiştirecek. Yetimlere pasta, araplara petrol, Afrika’ya prezervatif, yaşlanan amelelere uyuşturucu dağıtan örgütlerden başka STK kalmayacak. Ben ben ben ben diyen şiirlerden başka şiir okunmayacak. Amelelerin birbirlerini sırtından bıçakladığı gladyatör yarışmalarından başka show izlenmeyecek, devam etmeyecek. Eşcinsel zencilerin seri katil hintlileri kovalayıp infaz ettiği çinli detektiflerin anlatıldığı hikayelerden başka öykü yazılamayacak. Et ve kozmetikten başka kare kalmayacak filimlerde. Romanlar şizofrenlerin çağrışım zincirinden başka bir bir şeye benzemeyecek o gün. Çingeneler şarkı söylemeyecek. Herşey sanal her şey fanzin olacak. Çocuklar olmayacak böyle giderse dünyada, sadece gözleri fersiz amele adayları. Drone’lar. Korkarım Allah da durdurmayacak bu kabusu çünkü bunu sen seçmiş olacaksın, ben seçmiş olacağım, biz seçmiş olacağız… Öncülerin bizi uyardığı kabus geliyor. ‘Fav’lamakla yetinme, Twitle bu kabusu. Ya da değiştir bir şeyi. Küçükse de anlamlı seçimlerimiz olsun. Rezidans inşaatlarından başka şeyler inşa olsun. Amme Cüzü okusun Lazın Çerkezin biri; Risale de okusun İzmir’in güzelleri, yeni tefsirler yazılsın. Benden sonra kıyamet demesin bir devletli. Bir İslamcı tövbe etsin. Allah Rezzaktır de bana be muhterem, ikirciksiz. Pürüzsüz de, dosdoğru de, ve inan. Bir Ermeni sucuk yapsın, bir Alevi türkü yaksın, bir Yahudi Şalom desin, bir solcu mümin olsun. Bir daha. Bir daha. Müslüman Müslüman’ın bekçisi değil mi Eleman, kaldır beni, aç kitabı, bir kazma tut, GDO’suz bir ekmek böl, bir ayçiçeği ek, bir arı konsun. Uyandır beni Kekémın, uyandır bu kabustan… http://mehmetefe.com/sinifsiz-bir-dunya-kabusu/#more-211. Mehmet efe

08 Eylül 2012

Son Durumdan bir önce

Gökten suyu indiren O'dur. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, o bitkiden bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş taneler; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. (Bunların) kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Bunlar meyvelendikleri zaman meyvelerinin olgunlaşmasına bakın! Bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır.En'am 99
 
Ve bir Yaz sezonu sonu daha .Bu yaz bloğa elimde olmayan sebepler yüzünden ağırlık veremedim.Yılların eskitemediği çiftçisi olmamakla birlikte kıdem arttıkça heves mi azalıyor ne ! Heyecan,emek ve mutlu sona ulaşma çabası duygusu tamam da bitmek bilmeyen işler sırasında koşa koşa dur şunun da resmini çekeyim ,bunu da yazayım diyemiyor insan tahmin edeceğiniz üzere.Neyse kimseyi dövmeden kısa bir sezon özeti daha geçelim inşaallah.
 

Domates fideleri.

İlk alınmış halinden bir miktar serpilmiş halleri.Üzerindeki sarı çiçekler domates olacak bilmeyen Metropol çocukları öğrenin birşeyler.Yarın birgün bu işi para vererek öğrenmeyin;bir nevi açık öğretim hizmeti.






Aaaa Çiçeklerden Domatesler çıktı.Ama yeşil bunlaarrr diyenler; bekleyin zamanı gelecek ve kızaracak.



Orada bir tane var sanki


 
O da ne, oldular bile  
 
 
 
Kuru Domates
 
 
 
 
 
Şişelere girmiş Domates
 
 
 


Roka,dereotu,reyhan,maydanoz,tere ekimi biraz farklı.Tohumlar önce toprağa serpilip,üzerinden hafifçe tırmıkla geçiliyor.Tohumlar uçmasın diye üzerine çuval serilip,hortumla inceden inceye hergün tohumlar çimlenesiye kadar bu şekil muhafaza ediliyor.



Şekil'de görüldüğü üzere.Hortum deyip,işlemi basite indirgemişim.Hortumun ucundaki fıskiyeyle diye düzeltiyorum ki daha afilli olsun.





Kuşbakışı görüyoruz.






Şimdi de HD çekim diyerek National Geography havası yaratmak isterdim ama değil, bildiğiniz amatör normal modda bir çekim.Zaten bunu da sanırım kimse yemezdi .





 
Tabağa gelmiş halleri :Reyhan,roka,nane üçlüsü .Tabakta biber olduğunu ben de görüyorum da konuyla alakası yok diye sunuma almadım.


 



Kekik.Her hali giden bir bitki.Zeytinle harmanlanmış hali ve çayı favorim.



 



Egemin vazgeçilmezi Börülce






Biber ve dolmalık biber



                          

Son geldiği hallerden biri




Bir kök bitkimiz :Pancar





Daha seyrek dikmek gerekiyormuş.Tohumları  çok sık attığım için gelişmeleri biraz geç oluyor.



                     Pancar ve biber turşusu.Zavallıların girmediği şekil kalmadı ki hepsini burada göstermem olmaz.Velhasıl hiç birşeyden çekmediler benden çektikleri kadar.          



Bal kabağı



Bu kadar büyüdü zaten.Bir an neredeyse bahçeyi yutacağını sandığım bal kabağına dair ne planlarım vardı oysa.Nasip..





Kırmızı (salçalık ) Biber









Patlıcan





                                             
                                         


     Ve kurusu


Kınalı Bamyamız






                                                  


Bu resmi çok sevdim nedense !



                                                                  Bamya Çiçeği  



                                               



       

Semizotu temalı Mısır





Mısır'ın tohumdan çimlenmiş ilk hali












Mısır ve Ayçiçeği'nin  gelişimini izledikçe hayretim hergeçen gün daha da arttı Rabb'e karşı.Sürekli Sübhanallah dilimde !




Meşhur Mısır püskülü



Çıt çıt çedene de türküsünü ilhamı,başlayınca bırakılamayan (iğrenç bir espri biliyorum ) sivilce dostu,kalori sever Ayçiçeği.








Bu çok ilginç ! Bir dal da tam 5 tane çiçek oluştu.Ve çekirdek vermedi.Zirai kurallara aykırı bir durum olmalı .





Beyaz yerler Çekirdek




Boşluk olan alanlarda Kuş'ların saldırılarına uğrayan alan.Çekirden oluşunca hemen koparmak gerekiyormuş .Öğreniyoruz işte.





Kafalar kesilip kurutuldu ve sevenlerine dağıtıldı



 
Komşunun minik karpuzu 
 



Bamya ağacı


 







 
Diğer Komşunu Kavunu
 
 



Bu da bizim Karpuz olmasını umut ettiğimiz kök




Selam ve Dualarımla



 





 


 

06 Eylül 2012

An'a düşen


Niye bilmiyorum  Zakkum grubunun ‘’Ahtapotlar ‘’ şarkısını sıklıkla dinliyorum şu sıralar.
Son bir gece daha çirkin olalım

Aynalara değil birbirimize bakalım
Bir hayattı tutunamadık ...

Son birkere çirkin olsak ve sonra kendimiz başta olmak üzere herşey güzelleşse özlemimidir benim ki ?
Sanırım evet ..


Dün gece ‘Kaçış Planı’ programında Haşmet babaoğlu’nun ettiği büyük laf çıkmıyor kulaklarımdan:

‘’Mahcubiyetlerimizi yitirdik ,bilgi de bilgisizlikte mahcubiyetsiz hale geldi.’’
Utanma ve tevazu duygumuzu yitirdiğimizden beri çok şey değişti hayatımızda nasıl da haklı H.Babaoğlu !


Kaz dağlarını bulunduğum yerden göremiyorum.Hissettir Rabbim !

Radyo da çalan şarkıyı hediye ediyorum kendime.Gökhan Keser ve Sıla söylüyor.Güzel de söylüyorlar.Durup dinliyorum...
Bazen...
Elimizden ipler nasıl kayıyor bazen
Zamandan başka çare nasıl kalmıyor bazen
Hepinizin hayatı duruyor bazen
Tecrübenin katri şartı bumuymuş zaten
Nasıl kızıyorum kendime bazen,bazenler çoğalıyor bazen
Bazenler çoğalıyor bazen...

Alıntı

Toprakla iki saat...


İki saat bahçede orayı burayı çapaladıktan sonra durup ellerime baktım.
Sağ avucum kızarıp şişmişti, parmak boğumlarım su toplamıştı.
Şaşırmadım tabii! Onca yıl bu ellerin en ağır işi bilgisayar klavyesine dokunmak olmuştu. Düşünün, kırk yılda bir işimiz düştüğünde kullandığımız tornavida türü aletler de artık elektrikli.
Neyse...
Kendimi öyle iyi hissediyordum ki, su toplayan noktaların patlayıp canımı yakmasına aldırmadım.
Sadece "neden bu kadar geç kaldım?" diye sordum içimden kendime. "İster küçücük bir bahçede olsun, isterse balkon saksılarında, toprakla azıcık haşır neşir olmaya neden bu kadar geç kalıyoruz?"

***

Eş dostla konuşuyorum.
İnternetteki bloglara bakıyorum.
Bir fırsatını bulunca hayatının bir köşesini toprağa; ekip dikmeye ayıran bütün apartman çocukları şu cümleyi kuruyor: "Toprakla uğraşmak uzaktan göründüğü gibi değil, zor. Ama insanı çok dinlendiriyor."
Ben de bu sözle her karşılaşmamda irkiliyorum: Demek ki, şehir hayatı ruhumuzu nasıl yoruyor, nasıl sıkıyorsa,
aklımızı dinlenmeye takmışız, daha ötesini göremiyoruz. Oysa mesele "dinlenmek" ise...
Başka çok yol var. Daha basit ve bizi zorlamayacak yollar...
Mesela bir deniz kıyısında denize sırtımız dönük hoplayıp zıplamak yerine uzun uzadıya denize baksak...
Veya sıradan müzikleri hayatımıza fon yapmak yerine
iyi müziğe vakit ayırıp kulaklarımızı ve kalbimizi açsak...Emin olun ki, ruhumuz "ilikleri"ne kadar dinlenir!
***

Fakat toprak öyle mi?
Tam tersine, toprakla uğraşmak biz şehirlilerin unuttuğu türden heyecanlar içeriyor.
Dinlendirici değil, harekete geçirici bir şey bu.
Âşığınkine benzer kuşkuları var; insana "seviyor-sevmiyor" falları açtırıyor.
Çaresiz bekleyişleri, insanı bir sabah birdenbire sevince boğan sürprizleri var.
Hepsinden önemlisi şu ki...
Toprak kadere ve zamanın hikmetine teslimiyeti öğretiyor insana. Şimdi bir tabureye oturmuş, merak içindeyim...
Mavi zambak soğanları ne zaman çatlayacak acaba, bitki boy verecek mi?
Diktiğimiz melisalar gelecek yaza kalacak ve o mis kokulu çiçeklerini açacaklar mı?
Biberlerin ömrü olacak mı?
Adaçayımız tırtıllardan yapraklarını kurtarabilecek mi?


Haşmet babaoğlu - Sabah

               http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/babaoglu/2012/09/03/toprakla-iki-saat

05 Ağustos 2012

Şimdilerde Çiçekler diyordum



Evlerinin balkonların da çiçek yetiştirenler bilir ;güzel ama zor iştir çiçek bakımı.Her çiçeğin bir dili vardır ve sen onun dilinden anlamıyorsan konuşmaz seninle ,küser, hem de sonsuza kadar.Bahçe de çiçek bakımı biraz daha zor.Bol boldum alanı dikeyim bulduğum her yere diyemiyorsun; diyemiyormuşsun.Bunu geçen yaz bizzat yaşayarak öğrendik.Zaman ve para israfı yapmak istiyorsanız zevkli bir yol en azından.Biz bu sene o hazzı tatmayalım a dostlaaar dedik ve geçen sene diktiğimiz güllerin sayısını fazlalaştırıp ,yaz kış dayanan çiçek seçimlerimizle bu bahsi kapattık.





Gül bakımı çok mu kolay? Elbette değil.Gülü seviyorsan dikenine katlanacaksın geyiğine maruz kalmamak için haliyle bu durumdan dert yanacak değilim.



Çok fazla su vermeyeceksin,toprak kuruyunca sulayacaksın.Ben toprağın kuruyup,çatlamasına izin veriyormuyum peki ? Hayır.
Sıcaktan kavrulduğumuz her günün akşamı,susadık bize su ver sesini duyduğumu söylesem .Ve dayanamayıp çok az da olsa suladığımı!




Asma Gülü :Bu gül kaç kere ellerimi parçaladı.Eldiven mi kullanayım? Neyse ki çok zarar ziyana uğramadan bunu akıl edebildim.

 



Çardak Gülü: Bu gülü çok seviyorum ama sadece Mayıs ayında açıyor.Kurularını cam bir süs tabağına koyarak saklamıştım geçen sene.








Gülleri kurumaya yakın toplayıp ,şekerle karıştırarak (yıkadıktan sonra tabii) bir süre güneşte bekletip ve de bir miktar suyla karıştırıp kaynattıktan sonra Gül şerbeti yaptım.Osmanlı ağzının tadını biliyormuş vesselam.



Gelin Fırçası ;çetin hava şartlarına rağmen hala ayakta maşallah.Mayıs'da birkere açıp kuruduktan sonra şimdilerde yeniden fırçasını büyütüyor.


Mor Papatyalar ;bir dirençli Çiçek daha .




Dikene karşı eldiven demiştim ya ,bu güllerin dikenleri inanın eldiveni bile yarıp geçiyor.Daha çok yeni, birisiyle kan kardeşi oldum.




Şimdiler de kalsiyum takviyesi yapılıyor kendilerine.Bir nevi kemikleri güçlensin çalışması.












Böğürtlen ağacı bu ilkbahar'da toprağına kök saldı.Ve şu an çok hızlı dal budak atıyr sağa sola. Hayırlısı bakalım !




Sarmasını bile yaptım söylemesi ayıp.O derece yani



Ve ve her derde deva bir bitkimiz daha ;biberiye.Neredeyse biberiye ormanına dönüştüler.Neyse ki taliplisi çok.






Yasemin



Zambak







Şeftali ağacı



Ihlamur





Kiraz ağacı .Haşmet Babaoğlu der,  ''kadınların kuruyan bir ağacın hala canlanabileceğine dair umutları var '' ve ben onu asla haksız çıkarmayan kadınlardan biriyim.




Evin etrafını çevreleyen çam ağaçları






Nihayet ,manzara eşliğinde


Taze kekik ve adaçayından oluşan çayım



Ve Kahvem



Fincanlar epi topu iki tane .İlla ki bu fincan da içmek istiyorum diyorsanız ,beklemeye sabrı olanları kalabalık gruplar halinde de alabiliyoruz




Hayırlı ,bereketli Ramazanlar...